12/10/2009 - UZUN BİR ARADAN SONRA MERHABA ARKADAŞLAR
Hamileliğim süresince bloğumla ilgilenememiştim ama çok özlemiştim.Biraz problemli bir hamilelikten sonra şükürler olsun minik meleğim dünyaya geldi.Sabırsız davranıp biraz erken geldi ama iyiki geldi sefalar getirdi güzel kızım.İsmini MELİKE koyduk rabbim cümlemizin evladına hayırlı ömürler versin.İ nşallah kızım biraz toparlansın aranıza katılıcam tekrar şimdilik görüşmek dileğiyle sevgiler 
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/3/2009 - MERHABA ARKADAŞLAR RABBİM HERKEZİN DUALARINI KABUL ETSİN
DUA Kocasının çok hasta olduğunu,çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. Manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister.Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek: - 'Lütfen efendim' der. 'paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.' Manav kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını,kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir.İçeriye girerek manava yaklaşır ve: 'ben o kadının almak istediklerine kefilim' der. 'ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.' Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve 'bir alışveriş listen var mıydı? Diye sorar.Kadın 'evet efendim' der. 'tamam' der manav. 'şimdi onu terazinin şu kefesine koy,onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım' Kadın bir an duraklar,sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir. Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür.Manav müşteriye dönerek,kısık bir sesle 'inanamıyorum' der.İnanılacak gibi değildir. Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile,diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır. Terazinin kefesi artık üzerindekileri alamayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir.Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kağıdı eline alır ve okur.Bir de bakar ki orda bir alışveriş listesi yoktur.Sadece bir dua yazılıdır. ALLAH'IM 'Neye ihtiyacım olduğunu ancak sen bilirsin Kendimi senin ellerine teslim ediyorum.' Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür.Kadın kendisine teşekkür ederek dükkandan ayrılır.Müşteri manavın eline bir miktar para tutuştururken 'her kuruşuna değdi' der.Daha sonra manav terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür. Bizim için hiçbir bedeli,masrafı ve karşılığı olmayan,güzel bir hediyedir. DUA Dünyaca ünlü Türk cerrahı Dr Mehmet Öz; 'Dua etmek insani iyileştirir. Ben inançlı biriyim. Her ameliyatımda mutlaka dua ederim. Bence duanın meditasyon, şifa gibi, iyileştirici özelliği var. Ameliyat sonrası hastalarıma da mutlaka dua ettiriyorum. Bunun sağlıklarına çabuk kavuşmalarında müthiş bir etkisi var' diyor.
DUA Dindar insanların kalp hastalığı ve kanserden ölme ihtimali yüzde 40 daha az. Dindarlar daha seyrek depresyon yaşıyor, depresyona girince de daha çabuk düzeliyorlar. Güne dua etmekle başlamak, tansiyonun düşmesine yardımcı oluyor. ALLAHIM BİZLERİ SENİN KULLUĞUNDAN ALI KOYACAK HERŞEYDEN UZAK TUT... DUA VE TESLİMİYETİ NASİP ET ...AMİN !''
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/2/2009 - SEVGİ ÖDÜLÜNÜ TEKRAR ALDIM ÇOK MUTLU OLDUM
MERHABA RAKADAŞLAR SEVGİLİ ARKADAŞLARIM http://aymuzese.blogcu.com/ VE http://guldanealtunn.blogcu.com/beni bu güzel arkadaşlık dostluk ödülüne layık görüp ödüllendirmiş . Çok teşekkür ediyorum.Ödüllendirme ile ilgili kurallar şöyle:
1-seni ödüllendiren kişinin linkini vermek 2-ödüllendireceğin 7 arkadaşının linkini vermek 3-ödüllendirdiğin arkadaşlarını haberdar etmek ben de ayrım yapamıyorum ve bütün blogcu arkadaşlarım ve bloger arkadaşlarıma hediye ediyorum.Bütün arkadaşlarımı çok seviyorum yüzlerimizi göremesekte hergün birçok şey paylaşıyoruz.Birbirimize çok güzel paylaşımlar sunuyoruz.Eminimki bu ödülü bütün arkadaşlarım hakediyor SEVGİLER CANIM ARKADAŞLARIM
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/2/2009 - ARKADAŞLAR ŞİMDİ OKUYACAĞINIZ BU YAZI BENİ ÇOCUKLUĞUMA GÖTÜRDÜ
EMİNİM SİZİDE BİRYERLERE GÖTÜRECEK BİR YAZI OKURSANIZ SEVİNİRİM > Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı. > Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. > Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası > gibiydi,hep evdeydi. > Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu > ki. > En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. > Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. > Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. > Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya > yürüyerek gelirdik. > Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. > Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile > dalardık. > Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek > arası bir şeyler hazırlar gönderirdi. > Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su > içerdik. > Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı > bardaktan kana kana içerdik. > Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) > elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. > Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. > Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu. > Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın > üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. > Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. > Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi > kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. > Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir > bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan > çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. > Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. > Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. > Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı > alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik. > Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. > Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin > camında, > temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum. > Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem. > Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş > hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri. > Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan > çocuk yok. > Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl > vitrinler, girip çıkan yapay insanlar... > Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz.. > Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye > hatırını soran çocuklarımız yok oldu. > Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden > hep > korkmuş çekinmişimdir. > Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini > bitiremediği > arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. > Benim değildir bu kültür. > Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. > Nedir bunlar? > Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk. > Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk. > İyi de neden böyle olduk ? > Biz mi istemiştik? > .Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar > diyelim mi ? > (Yazari bilinmiyor)
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|